Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp

Enerji ve Kamu Hizmetleri

Nizamettin BİLİCİ nizamettinbilici@gmail.com   Yıllardır içimde büyüyen, son zamanlarda daha

Nizamettin BİLİCİ

nizamettinbilici@gmail.com

 

Yıllardır içimde büyüyen, son zamanlarda daha da ağırlaşan tuhaf bir duygu var.

 

Bir insanı çok övdüklerinde eskisi kadar kolay inanamıyorum.

 

“Çok dürüst gazetecidir” diyorlar, bekliyorum.

 

“Çok temiz bir siyasetçidir.”

 

“Çok yardımsever bir iş insanıdır.”

 

“Çok duyarlı bir sanatçıdır.”

 

“Çok güvenilir bir insandır.”

 

Eskisi gibi hemen inanmak gelmiyor içimden.

 

Bundan memnun olduğumu da sanmayın. Tam tersine, insanın iyiye inanma duygusunu kaybetmesi çok acı.

 

Ama kaç kere aynı şeyi yaşadık?

 

Birini tanıyoruz sandık. Daha doğrusu bize tanıtılan kişiyi tanıdık.

 

Sonra bir perde aralandı.

 

Bir dosya konuşuldu. Bir ilişki ortaya çıktı. Bir para meselesi duyuldu. Geçmişten başka şeyler geldi. Bazen bir mahkeme dosyası, bazen bir kayıt, bazen yıllardır bilinen ama kimsenin yüksek sesle söylemediği şeyler…

 

Bir baktık ki yıllardır ön tarafta gördüğümüz insanla perdenin arkasındaki insan birbirine hiç benzemiyor.

 

Sonra başka biri çıktı.

 

Sonra bir başkası.

 

Gazetecisi, siyasetçisi, sanatçısı, iş insanı, spor dünyasından bir isim, yatırımcısı, derneği, vakfı, cemiyeti, şirketi…

 

İnsan sonunda ister istemez soruyor:

 

Biz insanları mı tanıyoruz, yoksa bize hazırlanan insan görüntülerini mi?

 

Daha fazlasını keşfedin

Yer Bilimleri

Bilim

Enerji

Galiba içinde yaşadığımız çağın en büyük meselelerinden biri bu.

 

Herkesin bir vitrini var artık.

 

İnsanların vitrini var. Kurumların vitrini var. Partilerin, belediyelerin, şirketlerin, derneklerin, vakıfların, medya kuruluşlarının, spor kulüplerinin vitrini var.

 

Vitrin kendi başına kötü bir şey değil. İnsan yaptığı güzel işi anlatır, kurum kendisini tanıtır.

 

Mesele, vitrinin içeridekinden daha önemli hâle gelmesi.

 

Çünkü iyi olmak zor.

 

İyi görünmek daha kolay.

 

Dürüst bir insan olmak yıllar ister. Dürüst insan görüntüsü vermek birkaç doğru cümleye bakabilir.

 

Karakterin yıllarca inşa ettiği şeyi, imaj birkaç haftada taklit edebiliyor.

 

Yardımsever olmak fedakârlık ister. Yardımsever görünmek için bazen bir kamera yeter.

 

Vatanseverlik gerektiğinde kişisel çıkarından vazgeçebilmeyi gerektirir. Vatansever görünmek çok daha kolaydır.

 

İnanç insanın ahlakına, ticaretine, vicdanına, kul hakkına dokunmalıdır. İnançlı görünmek ise başka bir şeydir.

 

Atatürk’ün akla, bilime, eğitime, üretime ve bağımsızlığa verdiği değeri hayatına taşımak emek ister. Atatürkçü görünmek için birkaç sembolün yeterli olduğunu düşünenler çıkabilir.

 

Gazetecilik gerçeğin peşinden gitmeyi, gerektiğinde kendi mahallene de soru sormayı gerektirir. Gazeteci görünmek daha kolaydır.

 

Daha fazlasını keşfedin

Yeşil Yaşam ve Çevre Sorunları

Şehir ve Bölge Planlama

Enerjisi

Çevrecilik bazen kendi çıkarından vazgeçmeyi gerektirir. Çevreci görünmek bir kampanyaya bakabilir.

 

Spor ahlakı, kazanmaktan önce adil olmayı gerektirir. Ama iş kendi takımımıza, kendi sporcumuza, kendi yöneticimize gelince ölçümüz bir anda değişebiliyor.

 

Birini daha tanımadan önüne bir sıfat koyuyoruz.

 

Dürüst gazeteci.

 

Halkın siyasetçisi.

 

Yardımsever iş insanı.

 

Güvenilir yatırımcı.

 

Duyarlı sanatçı.

 

Vatansever yönetici.

 

Çevreci şirket.

 

Halkçı belediye.

 

Sonra bu sıfatları o kadar çok tekrar ediyoruz ki bir süre sonra kişinin kendisinden çok sıfatına inanıyoruz.

 

Peki, bu sıfatları kim veriyor ve neye dayanarak veriyor?

 

Mesele tam da burada başlıyor:

 

Daha fazlasını keşfedin

enerjisi

Tarih

Enerjisi

Değerin kendisiyle, değerin görüntüsü birbirinden ayrılıyor. Ve çoğu zaman görüntü kazanıyor.

 

Belki de “değerlerimizi kaybettik” demek tam olarak doğru değil.

 

Çünkü dürüstlük hâlâ dilimizde.

 

Adalet hâlâ dilimizde.

 

Vatan, millet, inanç, vicdan, liyakat, iyilik, dayanışma, hakikat, emanet…

 

Hepsini konuşuyoruz.

 

Belki sorun, bu kelimelerin kaybolması değil.

 

Kelimeleri koruyup anlamlarını yavaş yavaş boşaltmış olmamız.

 

Dürüstlüğü seviyoruz ama dürüst olmanın bize bir bedeli çıktığında zorlanabiliyoruz.

 

Adalet istiyoruz ama haksızlığa uğrayan bizden değilse sesimiz kısılabiliyor.

 

Liyakattan söz ediyoruz ama kendi yakınımız söz konusu olduğunda ölçümüz değişebiliyor.

 

Yardımseverliği övüyoruz ama bazen yardıma muhtaç insanın mahremiyetini, yardım edenin itibarına malzeme yapabiliyoruz.

 

Vatanı seviyoruz ama vatan dediğimiz şeyin sadece sınırlar ve bayrak olmadığını unutabiliyoruz.

 

Bu toprak da vatan.

 

Orman da.

 

Daha fazlasını keşfedin

enerji

Şehir ve Bölge Planlama

Ekoloji ve Çevre

Dere de.

 

Deniz de.

 

Kamu malı da.

 

Bu ülkede hiç tanımadığımız bir çocuğun geleceği de.

 

Vatan sevgisi sadece yüksek sesle söylenen bir söz olmasa gerek.

 

Bazen yere atmadığımız çöp, bazen dokunmadığımız kamu malı, bazen koruduğumuz bir ağaç, bazen hakkını yemediğimiz hiç tanımadığımız bir insan da vatan sevgisinin parçasıdır.

 

Millet sevgisi de yalnızca bize benzeyen insanları sevmek olamaz.

 

Çünkü millet, bizim gibi düşünmeyeni de içine alır. Bizim gibi yaşamayanı da. Bizim tuttuğumuz takımı tutmayanı da. Bizim dünya görüşümüzü paylaşmayanı da.

 

Belki de değerlerin gerçek olup olmadığını anlamanın en kolay yolu, bize bir bedel çıkardıkları ana bakmaktır.

 

Dürüstlük, dürüstlüğün sana zarar verebileceği anda belli olur.

 

Adalet, sevmediğin insan için gerektiğinde belli olur.

 

Liyakat, kendi yakınınla hak eden arasında seçim yapmak zorunda kaldığında belli olur.

 

Gazetecilik, kendi mahallene dokunan gerçeğin karşısında belli olur.

 

Yardımseverlik, kameralar kapandığında belli olur.