
1960 Ankara doğumlu. İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nde okudu.
Dönem şartlarında eğitimine ara vermek zorunda kaldı fakat daha sonra Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Plastik Sanatlar Bölümü’nden 2013 yılında birincilikle mezun oldu.
Burada çift anadal yaparak 2015 yılında
Tiyatro Bölümü’nden de mezun oldu.
Sahne Tasarımı’nda 2020 yılında yüksek lisans yaptı.
Yüksek Lisans Tezini Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde
Anton Çehov’un Martı Oyunu’nun günümüze uyarlanmış sahne tasarımı olarak verdi.

Yavuz FIRILDAK benim İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nden okul arkadaşım. Kendisiyle çok eski bir dostluğumuz var.
İstanbul’da katıldığım bütün sanatsal etkinliklerde sergi, fuar, açılış hep onu görürüm.
Sanat tarihiyle, resim sanatıyla, bütün sanatçılarla ilgili kendisinden herzaman çok değerli öğrenmelerimiz olmuştur.
Mezun olduktan sonra sanat üretimine nasıl başladığını bize anlatmasını istedik.
Okulumu bitirdikten sonra hemen yüksek lisans eğitimime başladım ve ilk solo sergimi açtım.
İlk kişisel sergim
Şeli Art Project ile
SANAT HER YERDE adı altında bir Dişçi muayenehanesinde oldu.
Resimlerimi yaparken konu olarak daha çok Şişli, Beyoğlu, Osmanbey civarındaki eski apartmanların, eski yapıların kapılarını sectim.
Bunun nedeni ise eski apartman kapılarının dış yüzeyi Ferforje demirler ve ağır pirinç işçiliklerle örülüydü. Kapı kollarının herbirisi antika ve ayrı bir sanat eseriydi.
Buda bizim kültürümüzü yansıtan bir olaydı ve büyük yaşanmışlıklar.
Buna önem vermek istedim çünkü soğuk demircilik ve tornada işlenen pirinç modeller, unutulmaya yüz tutmuş bir zanaattı.
Yeni yapılan apartman kapılarında daha çok alüminyum veya nikelaj kaplamalar kullanılıyordu.
Ayrıca apartman girişlerindeki aplikleri ve kabartma rölyefleri göstermek aynı zamanda zeminde bulunan renkli kare veya dikdörtgen mermer taşlarını göstermek istemiştim.
Bu da benim yapmış olduğum resimlerimin daha çok izlenimci olarak gözükmesine ve bu zengin renkleri kullandığımda, tablolarımı bu renklerle yaptığımda bu çalışmalarım
Paul GAUGUİN gibi sanat tarihinde büyük yerleri olan ustaların izinde olmamı sağladı ama sadece renkli olmaları.
Diye anlatmaya başladı.

Tabi bu aşamada tiyatroda bayağı ilgimi çekiyordu birkaç oyunda oynadım.
Bu oyunların içinde en önemlisi, çalıştığım üniversitede Tiyatro Bölüm Başkanımız Profesör Dr. Metin BALAY ile beraber yalnızca çalışan personellerden oyuncu seçerek onlarla beraber Nazım HİKMET’in Kuvayı Milliye isimli eserini sahneledik.
Burada ben hem yardımcı yönetmen, hem kostüm tasarım gibi görevler alarak hayatında hiç tiyatro yapmamış olan arkadaşlarla beraber bu oyunu gerçekleştirdik.
Gogol un Müfettiş adlı oyunuyla önce Ankara Bilkent Üniversite’sinde, sonra 2014-2015 yıllarında İspanya Granada’ da ve Belarus Minsk de çok başarılı turneler yaptık.


Resimde yurt dışı sergilerine önem verdik.
Küratör olarak Selanik’te büyük bir galeride resim sergisi düzenledim.
Daha sonra Amerika New york’ta yine Küratör olarak büyük bir sergi gerçekleştirdim ve bu sonraları Atina’da, Bulgaristan Varna gibi şehirlerde de devam etti.
Sanat bugün konum itibarıyla çok sayıda özel üniversitelerin açılmasıyla ve sanatçı olmadan Doçent, Doktor ve Profesör olan kişiler tarafından bence yozlaştırılmays gidiliyor.
Bunun nedenide, eski hocaların bakış açısından ziyade, yeni hoca olanların bilgisizliğinden kaynaklanıyor.
Daha kendileri sanatı tanımadan yaratıcılıklarını göstermeden bir anda hoca yapılıp daha doğrusu akademisyen yapılıp öğrenci yetiştirmeleri isteniyor. Bu bence çok yanlış bir tutum.
Herkes sanatçı olamayacağı gibi, nekadar okul okusada akademisyende olamaz. Bir kere bunu yapabilmeleri için sanat tarihini ve bütün sanat akımlarını çok iyi bilmeleri gerekir. Ancak birikimlerle şimdiki çağdaş sanatı daha yaratıcı bir şekilde yorumlayarak ortaya çıkartmaları sağlanır.

Genç ve yeni sanatçılarımıza özen göstermemiz ve kolaylıklar sağlamamız gerekir zira sanatın geleceği onlardır.
Bugün sanat çok pahalı ancak sanatçıların herhangi bir kazanci da yoktur.
Tanınmış birkaç eski sanatçı dışında resimleri satılabilen çok az sayıda sanatçımız var.
Bunun nedenlerinden biri de genç sanatçıların kendilerini sanat piyasasında tanıtamamlarından kaynaklanıyor.
Zira bir galeride sergi açabilmeleri için önce bir bedel ödemeleri lazım.
Aynı şekilde ülkemizde son zamanlarda büyükşehirlerde sanat fuarları düzenleniyor fakat yine bu fuarlara katılan sanatçıların çoğu hep aynı sanatçılar.
Genç sanatçılar yine ekonomik nedenlerle buralara katılamıyorlar.
Fuarcılar, fuarı düzenleyenler fuar alanlarına yüklü bir bedel yani ücret ödeyerek kiralıyorlar ve fuarlarda stantları kuruyorlar ama 50 metre² ama 70 metre² 100 metre² gibi bu stantları kurduktan sonra kendi masraflarını çıkarabilmek için ve hatta kâra geçebilmek için onlarda stantları galericilere kiralıyorlar.
Galericiler de bu stantları ödedikleri parayı kurtarabilmek için metrekare başına sanatçılara kiralıyorlar.
Yeni mezun bir sanatçı, son sınıfta okuyan bir öğrenci bu stantları kiralayamıyor çünkü bunun için herhangi bir geliri yok.
Aslında burada sanatçı da haklı, galericide haklı, fuarcı da haklı ve bunun düzelebilmesi için bence yapılacak iş, bilhassa belediyelerin fuar alanlarini fuarcılara ucuz bir şekilde kiraya vermeleri olacaktır.
Son yıllarda bazı belediyelerimizin resim sanatına ve genç sanatçılara verdikleri ortam ve sergi desteğini çok değerli buluyoruz.
Aynı şekilde bütün medya guruplarınında sanat haberlerine daha duyarlı, daha sık ve daha yaygın şekilde yer vermeleri herzaman çok önemlidir.

Bundan sonraki sanat hayatımda ben bu tür olumsuzluklara yer vermemek için, yaklaşık beş yıldan beri, arkadaşlarımızla beraber üzerinde durdugumuz “3S” “SANATTA SANATÇININ SÖZÜ” adlı bir dernek oluşumu içine girmeye karar verdik.
Burada amacımız, bütün sanat oluşumlarının hepsini bir araya toplayıp, sanatçıların haklarını bütün tekellerden alıp, kendilerine dağıtmayı amaçlıyoruz.
Yani bir galeriye bağlı kalmaktansa veya bir tiyatroya bağlı kalıp sadece onun oyuncusu olmaktansa, her galeride, her tiyatro salonunda yani bütün platformlarda sanatçılar kendilerini gösterebilsinler.
Yaptıkları eserlerle yorumladıkları eserlerle, kendilerini daha iyi tanıtsınlar.
Bu bir ressam da olabilir, bir sahne sanatçısıda olabilir, bir söz yazarıda olabilir, tiyatro oyuncusuda olabilir, sinema artisti veya bir aktörde olabilir.
Bunları daha iyi tanıtmakta, topluma ve sanat dünyasına karşı bizim görevimiz olur.
“3S” “SANATTA SANATÇININ SÖZÜ” girişimini bizlerde, kamuoyuna ilk defa duyuran yayın kuruluşu olarak çok tebrik ediyor ve destekliyoruz.

