Siyasetin ve sosyal hayatın hızlı akışında ne yazık ki sıkça unuttuğumuz, unuttukça da irtifa kaybettiğimiz bir kavram var: Asalet. Today siyaset anlayışının önemli bir bölümü; rakibinin yanlışını büyütmek, açığını aramak, sözünü çarpıtmak ve başkalarının zaaflarından beslenerek kendine alan açmak üzerine kurulu. Oysa bir insanın büyüklüğü, karşısındaki insanın ne kadar küçüldüğüyle değil; kendi ahlakının, hizmetinin, emeğinin ve doğruluğunun yüksekliğiyle ölçülmelidir.
Haksız bir davada zirve olmaktansa, hak bir davada zerre olmayı tercih etmek hayat boyu inandığımız en temel ölçüdür. Çünkü usulü bozarak, ahlakı ve erdemi çiğneyerek elde edilen bir zaferin ne vicdani ne de toplumsal bir kıymeti vardır. Bizim medeniyet değerlerimizde de, evrensel ahlak ilkelerinde de zaferden önce ahlak gelir.
Bizim mirasımız, rekabetin dahi bir hukuku ve nezaketi olduğunu söyler. Hz. Muhammed Aleyhisselatü Vesselam’ın peygamberlik öncesinde dahi toplumda “el-Emin” olarak anılması, hicret gecesi kendisini öldürmek isteyenlerin emanetlerini sahiplerine ulaştırmak için Hz. Ali’yi Mekke’de bırakması bu duruşun en somut örneğidir. Hacerülesved’in yerine konulmasında kimseyi küçük düşürmeden, herkesi çözümün parçası kılan kuşatıcı akıl; Mus’ab bin Umeyr’in Medine’de kavgayı değil, “Önce bir dinleyin” diyerek sözün gücünü seçen üslubu hep aynı hakikate işaret eder.
Hz. Ali’nin savaş meydanında yüzüne tüküren düşmanına karşı kılıcını indirmesindeki o ince çizgiyi bugün her alanda yeniden hatırlamak zorundayız: Hak için çıktığın yola nefsini, öfkeni ve intikam duygunu karıştırmamak.
Belediyecilikte, siyasette ve cemiyet hayatında mücadele ederken kendimize hep şu soruları sormalıyız:
- Bu sözü hak için mi söylüyoruz, kişisel hırsımız için mi?
- Adalet için mi gayret ediyoruz, intikam duygusuyla mı?
- Yanlışı düzeltmek ve hizmet etmek mi derdimiz, yoksa muhatabımızı yok etmek mi?
Mekke’nin fethinde güç elindeyken intikam sarhoşluğuna kapılmayıp genel af ilan eden anlayış bize gösterir ki; şehri imar etmek, binaları yükseltmek veya seçim kazanmak işin bir boyutudur. Asıl mesele gönülleri kazanmaktır. Güçsüzken ahlaktan bahsetmek kolaydır; asıl imtihan, güç ve yetki eline geçtiğinde adil ve mütevazı kalabilmektir.
Başkalarının omuzlarına basarak yükselmek değil, kendi hizmetinle ve alın terinle yükselmek esastır. İftira veya ayak oyunlarıyla kazanmaktansa, doğrulukla kaybetmeyi göze alabilmektir asalet.
Günün sonunda makamlar devredilecek, alkışlar dinecek ve kalabalıklar dağılacak. Geride ne kazandığımızdan çok, onu nasıl kazandığımız kalacak. Şehrimize ve insanımıza hizmet ederken asıl zaferimiz; bir seçimi veya makamı kazanmak değil, mücadele ederken değerlerimizi ve samimiyetimizi kaybetmemektir.
