2015 yılından beri İstanbul’da yaşayan Rus Ressam Tatiana KİRİLLOVA onaltı yıl boyunca Moskova’da sanat çalışmalarını sürdürdü ve sergiler yaptı.
Rusya Sanatçılar Birliği, Uluslararası Sanatçılar Federasyonu ve Avrasya Sanatçılar Birliği üyesidir.
Ekonomi üzerine yüksek öğrenim görmüştür.
Rusya’nın en yetkin kurumlarından Moskova Fotoğrafçılık Akademisi’nin uygulamalı ve teorik eğitimini tamamladı.
Sanatçı ilk kişisel sergisini Kaliningrad’daki meşhur Dünya Okyanus Müzesi Sergi Salonu’nda yaptı.
2021 yılında uluslararası Özgürlük Tuvalde isimli resim yarışmasında birincilik ödülü kazandı.
İstanbul, Ankara, Kars, Van, Bodrum, Mersin, Bartın, Zonguldak illerinde sergileri oldu.
Neşet ERTAŞ, Ara GÜLER, Müzeyen SENAR, Türkan ŞORAY, Barış MANÇO, Sezen AKSU, Şener ŞEN, Barış AKARSU Ressam Tatiana KİRİLLOVA’nın çalışmalarında Anadolu’ya açılan kültür pencereleri olmuştur.

ÇANAKKALE’de BİRBİRİYLE SAVAŞAN ÜÇ OSMANLI GEMİSİ
Benim için gemiler hep canlı gibiydi.
Sanki çok yolculuk yapmış, hem insan hikâyelerini hem de doğanın güçlerini görmüş insanlar gibi.
İnsanla deniz arasında, ikisinin ortasında duran varlıklar…
Belki de bu yüzden bana bu kadar hassas geliyorlar.
Her gemi, içinde farklı yolculuklar ve kaderler taşır.
Benim için deniz ve gemiler hep sınırların, ülkelerin ötesinde bir dünya.
İlhamımı oradan alıyorum… Ve umarım tablolarımda bu duygularımı sizlerde görebilirsiniz.
Şehir hatları vapurlarının insanları kucaklayan ve iki kıta arasında geçmişten geleceğe süren yolculukları bir sanatçı için geçmişe açılan bir pencere olduğunda tarih,
Reng-i Su ve tuvalin üzerinde üç tane büyük hikaye yarattı.
SUHULET-26

DÜNYANIN İLK ARABALI VAPURU
Bir dönüm noktası olarak doğdu, inanılmayan bir fikirken…
1871’de Hüseyin Haki
Efendi ve Şirket‑i Hayriye’nin çabasıyla dünyanın ilk arabalı vapuru oldu.
Zaman
performansı henüz bilinmezken, o imkânsızı gerçekleştirdi. Suyu yeni bir yol haline
getirdi. Denizde yeni bir ulaşım mantalitesi kurdu. Dünyanın ilk arabalı vapuru yalnızca coğrafi sınırları değil, düşünceleride aşarak sanki gelecekten geliyormuş gibi
yeni bir yolu açtı.
Çanakkale’de tekrar işe çağrıldı
ve hak ettiği “Gazi” unvanını aldı.
Ama ne alkışla karşılandı, ne ödülle… Anıtı, belgeseli de yok.
Tek yaptığı, her gün
yolu açmak; insanları taşımak, iki kıta arasında köprü olmak ve hayatı biraz daha
kolaylaştırmaktı.
Bu hikâye sadece bir vapurun değil; görünmeden büyük işler
yapan insanların da hikâyesidir.
GÜZELHİSAR

1911 yılında denize doğdu ve “Baloya çıkan
bir hanımefendi.”
diye anıldı.
Hafif siluetiyle su üzerinde yürürcesine idi. Güvertesini
süsleyen çiçeklerin üzerindeki Askeri Lise öğrencileri, geleceğe bakarcasına oradaydı.
O meşhur fotoğraf sadece bir kare değil, bir umut kesitidir.
Güzelhisar Çanakkale gazisi.
İngiliz denizaltısının attığı torpili karşılayıp
onarılmış.
Savaşın yarasını taşıyan ve sessizce kahramanlık yazan bir şehir hatları vapuru.
1980’lerde sessizce sonsuzluğa çekildi, ama hâlâ var.
Sezen AKSU’nun bir
şarkısında ya da tanıdığımız bir zarif veda anısında.
Güzelhisar yok ama bu anılarda yaşıyor.
HALAS‑71

Canlı, güçlü, onurlu ve geçmişi derin bir gemidir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun İngiltere’ye siparişi üzerine 1914 yılında Glasgow’da inşa edildi. Ancak teslim edilmeden önce İngilizler
tarafından el konuldu ve Çanakkale savaşında Türkiye’ye karşı kullanıldı.
1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün girişimiyle Türkiye’ye iade edildi.
Bu sadece
bir geminin geri dönüşü değil, onun itibarının ve asıl amacının iadesiydi.
Yıllar boyunca İstanbul Yalova hattında yolcu taşıdı.
1980’lerde restore edildi, bir yat olarak yeniden düzenlendi. O tarihten itibaren
birçok önemli ismi ağırladı.
Prens Charles ve Prenses Margaret de Halas’a misafir
olanlar arasındaydı.
Sanki bir amiral gibi duruşu sağlam ama sesi duyulmuyor; çünkü onurunu, tarihini
ve hikayesini geri almayı başardı.
Serinin en gerçekçi
tablosu Halas 71’i
Rumeli Hisarı’nın
duvarlarına yaslanmış
hâlde görüyoruz.
Sanki tarihin kalbinde
duruyor ama dikkatle
bakınca, bu durgunluk
içinde büyük bir
derinlik ve yaşanmışlık
hissediliyor.
Arka planda
kalenin taşları hafızayı ve direnişi simgeliyor.
Burada her taşta bir
mücadele, bir bedel, bir sabır saklı.
Deniz sakin görünür ama içinde yüzeyden dibe kadar inen eski hikâyeler yaşıyor ve Halas 71’in bayrağı özgürce dalgalanıyor…
O artık sadece bir gemi değil, değerli bir simge.
Halas bir askerin kırılmadan duran duruşu gibi.
Bu tablo zaafı değil direnci, kusuru değil onuru ve kurtuluşu taşıyor.
İSTANBUL’da BÜYÜK BİR SERGİ

20 Eylül 2025-20 Ekim 2025 tarihleri arasında bir yıla varan büyük bir araştırma ve emekle hazırlanan bu üç tablo ile başlayan seri;
usta sanatçı ve akademisyen Memduh KUZAY’ın öncülüğünde İstanbul’da
AZARNEGARİ ART HOUSE salonlarında, İSTANBULSANAT DERGİSİ katkılarıyla “DEĞERLERİYLE İSTANBUL” sergisi olarak sanatseverlerlerle buluşmaya hazırlanıyor.
İzleyiciyi İstanbul’un ruhunu ve Türkiye’nin tarihsel derinliklerini yeniden keşfetmeye davet ediyor.

