Gazipaşa Mahallesi’nde Kışla’dan aşağı inerken ilk sağa dönünce Kışla Camii, oradan düz gidince Akbaşı’na devam eden ham yol, geriden ilk sola dönünce Akdere’ye inen yol;
Kışla’dan inerken ilk sola dönersek top sahası, devamında Ticaret Lisesi ve Askeri Lojmanlar.
Kışla’dan inerken ikinci sola dönüş Şerbetçi Sokağı ve buradan Atatürk İlkokulu’na kadar olan bütün bölge oyun alanımızdı.
Daha ilkokula başlamadan ve ilkokul yıllarımızda yaşadığımız mahallelerde çocukların oyun döngüleri sözleşmişçesine aynı anda başlardı.
Gülle, küsküsçülük, küfküfçülük, fırışdak, çember, deveme, çellik deynek, çıngılım çıktı, bunların en yaygın ve en uzun süreli yaşananları olurdu.
Gülle; içi renkli cam misket.
Çocuklar evel, evel ardı, kaval, kaval ardı ve en arkada dipçik olarak tek sıra halinde enek güllelerini dikerlerdi.
Belli bir mesafeden yere eğilip nişan alarak yapılan sıralı atışlarla oyun başlardı.
Bunun için seçilen alanın temiz ve düzgün bir toprak yüzey olması gerekirdi.
Güllenin birden fazla enek gülleye vurması halinde onları alabilmek için atışı yapmadan “İkili birli, enekli gülleli” demezseniz vurduğunuz eneklerden yalnız birini alabilirdiniz.
İkinci atışlar, güllenin ilk atışta kaldığı yerden devam ederdi.
Eğer bu yer pürüzlü, çakıl taşlı, fazla aşağıda vs kalmışsa aşkın diyerek gülleyi yukarı veya biraz öne alma hakkınız vardı.
Atış yaparken elinizin temas ettiği küçük bölgeyi parmaklarınızın içiyle hızlıca temizleyebilirdiniz ancak bu sırada gülleyi siviştirerek hile yapmayacaktınız.
Birde ince, düzgün ortası yuvalı küçük tahta parçaları kullanılabilirdi bu iş için.
Lulluklu, sıralı şekilde toprağa açılan küçük çukurlarla oynanırdı.
Enekler lulluğun içinde olur ve attığınız gülle çukura lulluklayıp, eneği vurursa siz kazanırdınız.
Lös lös dediğimiz azman büyüklükte güllelerde olurdu bazan oyuna giren.
Birde gülleyi işaret parmağıyla baş parmak arasına sıkıştırıp biraz yukarıdan yapılan dük atışı vardı ama bu sert atış biraz fazla beceri gerektirirdi.
Çakgimi yada çakgili gülle oyununda düğme, küçük bir kurşun kalem parçası, ahşap bir makara gibi nesneler enek olarak dikilirdi ancak bu enekleri oyuncu çocukların kabul etmeleri kuralı geçerliydi.
İki kişilik oyunda ise oyuncular birbirlerine düş derlerdi ve iki gülle birbiri ile yarışacak mesafede toprağa serbest olarak düşüldükten sonra oyun başlar ve birbirine karşı atışlarla gülleler vurulana kadar devam ederdi.
İki kişi sıralı enek dikerekte oynayabilirlerdi.
Bazan üç dört kişilik gurup halinde gelen daha büyük çocuklar yerdeki güllelerin üzerine basarak toprak bastı yaparlardı ve topuklarıyla üzerine bastıkları gülleler onların olurdu yapacak bir şey yok.
Saatler sonra gülleleri artan ve azalanlar olurdu elbette.
Eneğim enek derdik birde. Yani ne kazandım, ne kaybettim…
Ama bu basak basmak veya fır atmak gibi bir kumar oyunu değildi hiç bir zaman.
Yani utmak yada utuzmak yoktu bu oyunda.
Böylesine güzel kuralları hangi küçük kalpler yazdı bilinmez ama bu oyunların yaşadığı dünyada hepimiz Saint Exupéry’nin Küçük Prensleri gibiydik.

YORUMLAR