İstanbul’un göbeğinde, Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nde dört gün boyunca bir “Kahramanmaraş Tanıtım Günleri” etkinliği izledik. Ancak izlediklerimiz, şehrimizin güzelliklerinden ziyade, yönetilememe sorununun adeta bir özeti gibiydi.
Kahramanmaraş Dernekler Federasyonu tarafından düzenlenen ve Büyükşehir Belediyesi’nin de destek verdiği organizasyon, maalesef tanıtımdan çok bir “alay konusu” haline dönüştü. Neresinden tutsanız elinizde kalan, neresine baksanız “bu kadar da olmaz” dedirten cinsten bir dört gün geçirdik.
Düşünün; bir şehri tanıtmaya gidiyorsunuz, en üst düzey isimler, bakanlar, Milletvekilleri, Maraşlı Bürokratlar kurdele kesmek için dizilmiş… Tam o esnada fonda yükselen melodi şu: “Yanar ağlarım, döner ağlarım, nasıl durayım ben Maraş’ta…”
Şaka gibi ama gerçek! Tanıtım yapmak, bir memleketin güzelliğini, enerjisini ve yaşanabilirliğini anlatmak değil midir? Siz kalkıp açılışta “burada nasıl durayım” dedirten ağıtvari türküler çalarsanız, o organizasyonu yapanların vizyonuna ancak gülünür. Bu seçim, aslında memleketin nasıl bir bakış açısıyla yönetildiğinin trajikomik bir aynasıydı.
Hatalar silsilesi bununla da bitmedi. Şehrimizin markası Kahramanmaraşspor’un formasını tanınmış spor yorumcularına hediye etmek naif ve güzel bir fikir. Peki, o formanın üzerine ismi doğru yazmayı becerememek nedir? Abdülkerim Durmaz gibi tanınmış bir ismin formasına “Abdullah Kerim” yazdırmak, basit bir klavye hatası değil; “iş bilmezliğin” ve “özensizliğin” markalaşmış halidir.
Bu memleket her kulvarda liyakatsizlerin, torpillilerin ve işgüzarların elinde mi kalacak? Bir isim yazmayı dahi kontrol etmeyen, edemeyen bir mekanizma, koca bir şehri dünyaya nasıl tanıtacak?
Asırlık yemek kültürümüzden el sanatlarımıza, dev sanayimizden kadim mirasımıza kadar onlarca değerimiz varken; neden her seferinde bu tür basit ama utandırıcı hatalarla anılıyoruz? Neden bu memleketi ileriye taşıyacak, vizyon sahibi gençlerimize alan açmıyoruz da her yeri “eski tas eski hamam” usulü iş yapan kadrolarla dolduruyoruz?
Kahramanmaraş, İstanbul’un ortasında “sahipsizliğini” bir kez daha tescilledi. Bu organizasyon; şehrin gücünü değil, organizasyonu yapanların ve destek verenlerin eksiklerini, basit hatalarını ve ne yazık ki iş bilmezliklerini ortaya çıkardı.
Sözün özü: Biz tanıtım yapalım derken, kendimizi ele güne “güldürdük”. Yazık bu şehrin emeğine, yazık bu memleketin adına…

YORUMLAR