İnsan bazen durup düşünmeden edemiyor: Neyi özlüyorum? Bir zaman dilimini mi, yoksa o zamanın içindeki duyguları mı?
Ben çocukluğumu özlüyorum… Gençliğimi… Az imkânın içinde bile tükenmeyen bir bereketin olduğu o yılları. Sahip olduklarımız sınırlıydı belki ama mutluluğumuz sınırsızdı.
Toprak kokan evleri özlüyorum. İçinde samimiyetin, sıcaklığın olduğu yuvaları… Yorulmak bilmeden akan çeşmeleri, kaldırımı olmasa da insanı doğru yola götüren sokakları… Bahar geldiğinde gelin gibi süslenen bahçeleri ve o bahçelerden etrafa yayılan huzur dolu kokuları…
Komşuluğu özlüyorum. Birbirini gerçekten seven, sayan insanları… Zenginiyle fakirinin, şehirlisiyle köylüsünün aynı değerde olduğu o günleri…
Okuldan çıkan çocukların sokakları şenlendirdiği akşamüstlerini özlüyorum. Hava kararana kadar süren oyunları… Annelerin o tanıdık sesini: “Hadi artık, akşam oldu, baban gelecek…” diye seslenişlerini…
Sevgi ve saygının karşılık bulduğu, kıskançlığın yer etmediği, vefanın eksik olmadığı zamanları özlüyorum. Yalanın konuşulmadığı, dürüstlüğün hayatın temel taşı olduğu günleri…
Çünkü o zamanlarda ben de vardım. Önce çocuktum, sonra genç oldum. Hayatın tam içindeydim.
Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki; özlediğim sadece geçmiş değil… Özlediğim, insanlığın daha sıcak, daha gerçek olduğu zamanlar.
Ve evet…
Özlüyorum. Çünkü buna hakkım var.

YORUMLAR