Teknoloji, hayatımızı kolaylaştıran, mesafeleri kısaltan ve zamana hükmetmemizi sağlayan devasa bir yöntem; inkar edilemez. Ancak hayatımızın merkezine yerleşen bu “kolaylaştırıcı”, ne yazık ki bir süre sonra yaşam biçimimizi de esir aldı. Soru şu: Teknolojiyi biz mi kullanıyoruz, yoksa teknoloji bizi mi şekillendiriyor?
Bakın etrafınıza; özellikle genç kuşaklarda örf, anane, saygı, sevgi ve o kadim komşuluk ilişkilerinin yerini nasıl da “menfaat odaklı” bir etkileşim aldı. Bir “Cuma mesajı” ya da bir bayram tebriki, artık bir selamın, bir kucaklaşmanın, hal hatır sormanın yerini almış durumda. Toplu mesajlarla gönderilen o ruhsuz metinler, aslında birer ileti değil; insanı değersizleştiren, samimiyeti rafa kaldıran birer “geçiştirme” aracı.
“Bayram geldi neyime” türküsü, bugün içimizde yankılanan en haklı ağıt değil mi? Bayramın o birleştirici, aileleri birbirine kenetleyen, küskünleri barıştıran o kutlu ruhunu, bir mesaj kutusuna sığdırdık. Ne arayan var, ne soran… “Hayatı kolaylaştırıyoruz” derken, aslında benliğimizden, insani dokumuzdan vazgeçiyoruz. Farkına vardığımızda ise iş işten geçmiş olacak; zira gideni geri getirmeye insan ömrü yetmez.
Eskiyi hatırlayanlara “yobaz” ya da “yaşlı” etiketi yapıştırmak, toplumun hafızasını silmektir. Unutmamalıyız ki; eskinin değerini bilmeyen, yeninin kıymetini hiç bilmez. Usta olmadan çırak yetişir mi? Öğretmen olmadan öğrenci olur mu? “Batı kültürü” diye diye özümüzden uzaklaştığımız bu rotada, asıl kaybettiğimiz şey güven duygusu. Artık birbirimize, teknolojinin sunduğu o soğuk ekranlardan daha mesafeliyiz.
Teknoloji ahlakı ve kültürü yok mu ediyor? Evet, eğer biz onu kontrol etmezsek, o bizi tüketmeye devam edecek. Peki, ne yapmalı?
Öncelikle “dijital detoks” sadece bir moda değil, bir zorunluluktur. Çocuklarımıza teknolojiyi bir amaç değil, bir araç olarak kullanmayı öğretmeliyiz. Bayramlarda, özel günlerde o telefonları bir kenara bırakıp, bir çift gözün içine bakarak kurulan cümlelerin, binlerce emojiyle gönderilen mesajdan daha değerli olduğunu hatırlatmalıyız.
Aile, bu toplumun kalesidir. Kendi ellerimizle kalelerimizi yıkmamalıyız. Gençliğin nereye gittiğini sorgularken, onlara yolu gösterecek olan yine bizleriz. Gözlerden süzülen iki damla yaş, geçmişe duyulan özlemin değil, geleceğe dair duyulan kaygının en büyük şahididir.
Geç olmadan, ekranlardan başımızı kaldırıp birbirimizin yüzüne bakma vaktidir. Çünkü insan, teknolojiyle değil; ancak insanla tamamlanır.

YORUMLAR