Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
AKİF ARSLAN
AKİF ARSLAN

Kuyruk doğdu, şimdi üzümlerin yetmesini bekliyoruz

Halkın takvimi başkadır…

Duvarlarda asılı takvim yaprakları, telefonların gösterdiği günler, meteorolojinin açıkladığı sıcaklık değerleri bir yana; Anadolu insanının kendi takvimi vardır. O takvim bazen bir yıldızın doğuşuyla, bazen bir kuşun göçüyle, bazen toprağın kokusuyla, bazen de bağdaki üzümün rengiyle işler.

Kahramanmaraş’ta da böyledir.

Burada mevsimlerin gelişini yalnızca takvim yapraklarından anlamazsınız. Büyükleriniz size gökyüzünü gösterir, bir yıldızdan söz eder, “Kuyruk doğdu” der ve siz anlarsınız ki yazın en sert günleri artık geride kalmaya başlamıştır.

İşte yine o günlere geldik.

Kuyruk doğdu.

Şimdi sırada üzümlerin yetmesini beklemek var…

Temmuzun sonu, ağustosun başı derken kavrulduk. Yandık, piştik, bunaldık. Güneşin altında birkaç dakika durmanın bile insanı yorduğu günlerden geçtik. Termometreler yüksekleri gösterdi, sokaklar öğle saatlerinde tenhalaştı, insanlar gölgelerin peşine düştü.

“Bu sıcaklık daha ne kadar sürecek?” diye diye günleri tükettik.

Elhamdülillah, şimdi hava biraz olsun dönmeye başladı.

Önce geceler kendini belli etti.

Eskiden gece yarısı bile insanın yüzüne sıcak hava vururken, şimdi gecenin bir saatinde pencereden giren havada hafif bir serinlik hissediyoruz. Sabahları güneşin yakıcılığı biraz daha geç hissediliyor. Akşamları ise gölgelerin serinliği kendisini göstermeye başladı.

Halkın ifadesiyle artık “gölgeler serinledi.”

Bu söz, meteorolojik bir ölçüm değildir elbette.

Ama yılların tecrübesidir.

Çünkü bu topraklarda insanlar mevsimleri yalnızca dereceyle değil, yaşayarak ölçmüştür.

 

Kuyruk doğduysa yazın da kuyruğuna geldik

Kahramanmaraş’ın köylerinde, bağlarında, bahçelerinde yıllardır anlatılan bir mevsim hesabı vardır.

Ülker yıldız kümesinin halk arasında “Kuyruk” diye anılması ve belirli dönemlerde gökyüzünde görülmeye başlaması, yazın yön değiştirdiğinin işareti kabul edilir.

“Kuyruk doğdu.”

Bu iki kelime aslında çok şey anlatır.

Yaz bitmedi.

Ama yazın en sert tarafı geride kalmaya başladı.

Güneş yine doğacak, sıcaklıklar yine yükselecek. Ağustos, kolay kolay teslim olmaz. Birkaç gün sonra yeniden kavurucu sıcaklarla karşılaşabiliriz. Fakat artık mevsimin yönü değişmiştir.

Sabah ile akşam arasındaki fark kendisini daha fazla hissettirecektir.

Geceler uzayacak.

Gündüzlerin hükmü yavaş yavaş azalacak.

Ve biz farkına varmadan sonbaharın kapısı aralanacak.

İşte halk takvimi tam da burada devreye giriyor.

Takvimde hâlâ ağustos yazıyor olabilir.

Ama toprağa sorarsanız başka şeyler söylüyor.

Bağa sorarsanız başka…

Gökyüzüne bakarsanız başka…

 

Şimdi gözümüz bağlarda

Kahramanmaraş’ta mevsim dönüşünün en güzel işaretlerinden biri de üzümdür.

Yazın sıcağıyla olgunlaşan bağlar, şimdi yavaş yavaş hasat zamanına hazırlanıyor.

Şehrin kırsalında, bağlarında, bahçelerinde emek veren üreticinin gözü artık üzümde.

Çünkü üzüm yalnızca bir meyve değildir bu coğrafyada.

Üzüm; emeğin, sabrın ve mevsimin karşılığıdır.

Asmanın dallarına baktığınızda aylarca süren emeği görürsünüz.

Kışın budanan dallar…

İlkbaharda açan yapraklar…

Yaz boyunca güneş altında büyüyen salkımlar…

Ve şimdi olgunlaşmayı bekleyen üzümler…

Bir salkım üzümün arkasında aslında koskoca bir yıl vardır.

Bu nedenle Kahramanmaraşlı için “üzümler yetti mi?” sorusu basit bir soru değildir.

O soru, “Yıl nasıl geçti?” sorusudur biraz da.

Yağmur nasıl yağdı?

Sıcaklık nasıl oldu?

Bağ nasıl gelişti?

Üretici emeğinin karşılığını alabilecek mi?

Bütün bu sorular, üzümün salkımında cevap bulur.

 

Sıcaklığın da bir hikâyesi var

Temmuzun son günleri ile ağustosun ilk günlerini yaşayan herkes aynı şeyi söyledi:

“Kavrulduk.”

Gerçekten de öyleydi.

Kahramanmaraş yaz sıcağını zaten bilen bir şehir.

Fakat bazı günler vardır ki insanın hafızasına kazınır.

Gündüz dışarı çıkarsınız, sıcak yüzünüze çarpar.

Arabanın kapısını açarsınız, içerideki hava daha da sıcaktır.

Klimalı bir yere girersiniz, birkaç dakika sonra dışarı çıkınca sıcakla soğuğun farkını bütün bedeninizde hissedersiniz.

Sokakta yürürken gölge ararsınız.

Ağaçların altındaki birkaç metrelik serin alan bile kıymete biner.

Öğle saatlerinde şehir adeta yavaşlar.

Sonra akşam olur.

İnsanlar balkonlara, damlara, bahçelere çıkar.

Bir parça esinti beklenir.

Bir parça serinlik…

İşte şimdi o serinlik kendisini göstermeye başladı.

Henüz sonbahar gelmedi.

Ama yazın saltanatı çatırdamaya başladı.

 

“Daha kış gelmedi mi?” diyenlere…

Kahramanmaraş insanının mevsim anlayışı biraz da böyledir.

Yazın ortasında kışı konuşuruz.

Kışın ortasında baharı bekleriz.

Bahar gelir gelmez yazı düşünürüz.

Çünkü bu coğrafyada mevsimler birbirine çok uzak değildir.

Bir bakmışsınız ağustosun son günlerindesiniz.

Bir bakmışsınız eylül kapıda.

Sonra bağbozumu…

Sonra serin akşamlar…

Sonra soba, odun, kömür, kış hazırlıkları…

“Daha ağustos bitmedi” dersiniz ama halkın takvimi çoktan bir sonraki sayfayı açmıştır.

İşte “Kuyruk doğdu” sözü biraz da bunu anlatır.

Yazın sonuna doğru yürüdüğümüzü…

 

Büyüklerin takvimi hâlâ çalışıyor

Bugün teknoloji çağındayız.

Hava durumunu telefonumuzdan saat saat görebiliyoruz.

Sıcaklığın kaç derece olduğunu, nem oranını, rüzgârın hızını birkaç saniyede öğreniyoruz.

Ama bütün bunlara rağmen büyüklerimizin söylediği bazı sözler hâlâ hayatımızın içinde.

Çünkü onların takvimi yalnızca bilgiye değil, tecrübeye dayanıyor.

Yıllarca aynı toprağa baktılar.

Aynı gökyüzünü izlediler.

Aynı bağların başında beklediler.

Aynı sıcakları yaşadılar.

Aynı serinliklerin ne zaman geldiğini gördüler.

Bu yüzden “Kuyruk doğdu” dediklerinde aslında bize bir mevsim hikâyesi anlatıyorlar.

Belki bilimsel bir takvim değil.

Ama kültürel bir hafıza…

Ve bu hafıza, Kahramanmaraş’ın önemli değerlerinden biri.

 

Biraz daha sabır…

Şimdi önümüzde güzel bir bekleyiş var.

Üzümlerin olgunlaşmasını bekliyoruz.

Salkımların renk değiştirmesini, tatlanmasını, hasat zamanının gelmesini bekliyoruz.

Bağdaki emeğin sofraya ulaşmasını bekliyoruz.

Üreticinin yüzünün gülmesini diliyoruz.

Çünkü bu şehirde tarım yalnızca ekonomik bir faaliyet değil.

Aynı zamanda kültürdür.

Çocukluğumuzun hatırasıdır.

Bağ evleridir.

Sabahın erken saatlerinde başlayan işlerdir.

Güneşin altında verilen emektir.

Bir salkım üzümü dalından koparıp yemektir.

Bazen pekmezdir.

Bazen kuru üzümdür.

Bazen kışlık hazırlıktır.

Ve bazen de yalnızca “Bu yıl üzüm güzel oldu” diyebilmenin mutluluğudur.

 

Mevsim dönüyor, hayat devam ediyor

Ağustosun sonlarına yaklaşırken artık hepimiz biliyoruz ki önümüzdeki günler değişecek.

Güneş yine doğacak.

Sıcak günler yine olacak.

Ama gecelerin serinliği daha çok hissedilecek.

Sabahlar biraz daha farklı olacak.

Günler kısalacak.

Akşamlar erken gelecek.

Bağlar hasat için hazırlanacak.

Ve Kahramanmaraş, yazın sıcaklığından sonbaharın dinginliğine doğru ağır ağır ilerleyecek.

Belki bugün hâlâ “Yaz bitmedi” diyeceğiz.

Haklıyız.

Ama halk da haklı.

Çünkü Kuyruk doğdu.

Yani mevsim artık yön değiştirdi.

Şimdi biraz daha sabır…

Biraz daha güneş…

Biraz daha bekleyiş…

Ve ardından bağlardan gelecek o güzel haber:

“Üzümler oldu.”

İşte o zaman yazın hesabını da kapatırız.

Kışın hesabını da açarız.

Çünkü Anadolu’da mevsimler hiçbir zaman yalnızca takvim yaprağı değildir.

Bir yıldız doğar…

Bir gölge serinler…

Bir üzüm olgunlaşır…

Ve insan anlar ki zaman yine sessizce ilerlemiş.

Kuyruk doğdu.

Şimdi üzümlerin yetmesini bekliyoruz.

Sonrası mı?

Sonrası, Maraş’ın kendi hikâyesi…

Bağın, bahçenin, toprağın ve insanın hikâyesi.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER